Sayfalar

Cuma, Eylül 21, 2012

Cuckoo Bee (her bulduğunu yiyen misafirler)

(fotoğrafları kullanmanızda bir beis görmüyorum)

Merhaba,

Üniversiteden mezun olup bi baltaya sap olamamanın bana verdiği öz güvene dayanarak, üç-dört aydır internetten araştırarak öğrenmeye çalıştığım entomolojik hayat hikayelerinden sizlere bazı kesitler sunacağım. (hadi hayırlısı)

Haziran ayının başlarında, Çamlıca eteklerinde tam da arı fotoğrafı çekmek için gezerken resimdeki arkadaşla  karşılaştım. Çenesini mi deyim, kıskacını mı bilemedim takmış çiçeğe öylece duruyordu. Bizim "sarıca", "sarıcalı" , "sarıca arı" diye seslendiğimiz ve sıklıkla karşılaştığmız elemanlara göre bu hareketsizliği, tepkisizliği, hatta aldırmazlığı ve hatta vurdumduymazlığı efenime söyleyim azıcık daha topluca oluşu, gözlerinin yapısı pek de mütecessis bi karaktere sahip olmayan kendimi bu arkadaşın kimlerden olduğunu sorup soruşturmaya sürükledi. Nihayet yürüttüğüm çalışma neticesinde arkadaşı teşhis edebildim.

Bu kadar gevezelikten sonra dersimiz; apyolojiye (arı bilimi) geçelim. İsmini kendi gibi parazit - asalak olan cuckoo bird'den (guguksuymuş türkçesi) alan bu gözünü sevdiğim, "apidae" sülalesinin "nomadinae" ailesinin bi ferdidir. Konumuza devam etmeden önce şu parazit meselesine kısaca değmek, değinmek istiyorum.

İki canlı türünün birbiriyle olan ilişkisinden biri faydalanıp öteki zarar görüyorsa veya sadece biri faydalanıyorsa biz kârlı çıkana parasitic, asalak diyoruz. Örneğin; daha önce de sözü geçen gukuksu kuş çocuklarına bakamadığından yumurtalarını başka kuşların yuvalarına bırakır. Haliyle ev sahibi kuş genellikle misafir yumurtayı sahiplenip bakımını üstlenir. (dışarda mı bıraksındı zavallıcığı?) 12 gün gibi kısa bi süre içinde yumurtadan çıkan misafir kuş, üvey ebeveynlerinin getirdiği yiyeceklerden daha fazla nasiplenmek içün diğer yumurtaları yani üvey kardeşlerini yuvadan atar. 3 hafta sonra hayli irileşip anne-babayı  geçen guguksu kuşumuz yuvayı dağıtıp çeker gider. (Hayli uzattım meseleyi)

Neyse efenim konumuza dönelim, bu arılar ise polen toplayamadıklarından, petek yapamadıklarından olsa gerek larvalarını başka arıların peteklerine koyarlar. Gel zaman hit zaman, ev sahibinin bütün nimetlerinden faydalanır,  kraliçe arı için çok önemli olan mevcut poleni tüketir,  ev sahibi yavrucakları yer gerekirse kraliçeyi de öldürür Roma'yı da yakarlar. 
Hikayemiz burada bitti. Okuyanlarda "subhanallah kardeşim ibretlik bi hikaye olmuş" dedirtecek bi etki bıraktığını umarak publish tuşuna basıvereceğim şimdi.


Pazar, Ekim 02, 2011

Allah seni inandırsın

Seni güncelleyecektim,

Ya bak valla! Arı modellerim vardı türlü türlü, bal arısı, yaban arısı, eşek arısı, eşşoğlu hayvan arısı...
Bu yaz işi o kadar abartmıştım ki Temel beyin gönderdiği kamuflaj kıyafetiyle çıkmıştım sahaya, yılanlar mı dersin, panaroma manzaralar mı, kuşlar çiçekler... Time lapse video oluşturmak için binlerce fotoğraf çekmiştim (örnekhttp://www.youtube.com/watch?v=atiZYdRYzJ4)

Nasip değilmiş, kaydettiğim o kadar cigabayt western digital marka bi harici diski kendine mezar eyledi.

Bi dahaki yazı bekle demiyorum, ama istediğim makro flaşı alınca eskisinden daha güçlü dönücem sana.
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan.

Al bunlar da elimde kalanlar, masaüstündeydilerdi,



come at me bro!



,







azıcık hdr kastım bi de yazın


Pazartesi, Haziran 21, 2010

gecen gun bahcedeyiz...

abi gecen gün bahcedeyiz arkadaslarla...




aslında asagıdaki elemanı tuhaf bir ciceğe hortumunu batırıp kafayı bulurken fotoğrafını cekmek istemistim ama kendisi bu eğrelti otuna kaçtı. kısmfet!







agacın görünmeyen yüzündeki bu yuvayı (nası bulduysa artık) bulup fotoğrafını cekmemi isteyen temel beye buradan selamlarımı gönderirim. (temel bey demisken)



uyarı: asagidaki fotoğrafın üstüne tıklamayın sakın. ben denedim cok kötü seyler oluyo bak.


zü&bees 







babam: hem fındıkcı, hem edebiyatcı, hem arıcı, hem memur, hem üç çocuk babası, hem temiz hemide dürüst bir insanoğlu... unutmadan balıkcıdır da kendisi, satranc tavla gibi oyunlarda da iyi olduğu ahali tarafından bilinmekte. 


büyükce oğlunu ise bu sayılanların eğlenceli kısımlarında bulmak ancak mümkün. kendisi pasaklıdır, arıları sever, balık da tutabilir ama yemez, hile yapmadan bi oyundan katiyyen zevk alamaz. uyusuk, tembel, babasının tabiriyle essogulu beskulaktır, itin belden gerisidir. (tabir babasının olduğundan tabiri de caizdir.)

Salı, Haziran 08, 2010

ah be kebelek!

sen ne avare adamsın (erkek biliyorum) da gecenin bi vakti bissürü sınavı olan bi insanın penceresinden içeri giriyorsun? arkadasım ibne misin bi de utanmadan gelip yatağıma konuyosun? 




seni bilmiyorum ama benim birtakım sorumluluklarım var tam dalmısken communicative competence'a geldin bütün dikkatimi dağıttın, bi de bu kibirli tavırların yok mu gidip sırıngaya bal koyup önüne damlatıyorum yüzünü kırıstırıyosun, çikolotamdan uzatıyorum kafa sallıyorsun ne ayaksın lan kebelek?




döneledin durdun odada, artislik olsun diye girdin o cayır cayır yanan gece lambasının icine, sonra iki büklüm kaldın, eh atalarımız bosuna konusmuyo ( buraya cok havalı bi atasözü bilen söylesin yazıcam) 


öldü sandım, sırf ölüye hürmetten masanın üstünde tuttum, arkandan dualar okudum, ama sen ne yaptın, sabah sabah vırr vırr gene o lambanın etrafında, kardesim zorun ne?


ah be kebelek, güzel bise (hani olur ya renkleriyle göz kamastıran) de değilsin ki seni kurutup kebelek koleksiyonumun baslangıcı yapıyım, yok tamamen düz adam...  neyse biraz sonra sana yine bal ikram edecem yine yüzünü burusturursan senin ağzını yüzünü kırar yağmurda dısarı salarım bak söylemedi deme.

Pazartesi, Ekim 19, 2009

kışa hazırlanan arılar...

canon powershot a460 ile cekilmistir.

Cumartesi, Ekim 10, 2009

Andiz otu ve arılar


















dere kenarında balık tutarken rastgelmistim bu arkadaslara, her biri vızır vızır calısıyordu keratalar.